Tasavvufta dîdâr ne demek ?

Ozer

Global Mod
Global Mod
** Tasavvufta Dîdâr Nedir? Bir Yolculuk ve Bir Anlam Arayışı!

Bir meraklı, bir "dîdâr" yolcusunun günlüğüne hoş geldiniz! Tasavvufun derinliklerine inmeye ne dersiniz? Ama bir uyarı: Bu yolculuk sıradan bir gezi değil, daha çok ruhun açlıklarını gidermek için çıkılan, bazen yorucu ama bir o kadar da ödüllendirici bir arayış! Hadi gelin, ne demek istediğimizi adım adım keşfedin. Ama önce "dîdâr" kelimesini biraz daha yakından tanıyalım.

** Dîdârın Derinliklerine İniyoruz!

Evet, "dîdâr" bir kelime olarak, aşk, vuslat ve en nihayetinde Tanrı ile karşılaşma anlamlarına gelir. Tasavvufta dîdâr, kişinin Allah’ı doğrudan görme arzusunu simgeler. Bu, sadece bir bakış meselesi değil, bir ruh halidir. Aslında her bir tasavvufi yolcunun en nihai arayışıdır: Tanrı’yla birleşme, onunla bütünleşme. Fakat burada dikkat edilmesi gereken şey şu: Bu “görme” bir gözle değil, ruhla yapılır. Yani, "dîdâr", bedensel bir kavrayıştan ziyade ruhsal bir farkındalıktır. Bunu bir "bulmaca" gibi düşünün, ama cevabı daima sizde!

Şimdi burada erkeklerin stratejik yaklaşımını devreye sokalım. Bir erkek dîdârı tanımlarken şöyle diyebilir: “Bu, Tanrı’yı görmek demek değil, Tanrı’yla bir olma yolculuğudur. Her şeyin bir başlangıcı ve sonu vardır. Bunu mantıkla çözmemiz gerekir. Yani Tanrı’yla birleşmek için bir yol haritası çizmek lazım.” Stratejik bir bakış açısı, hedefe giden yolu bir matematiksel denklem gibi görmeye meyillidir. Hedefe varmak için yapmamız gerekenleri sırasıyla planlarlar, soruları ve problemleri çözme becerisiyle bu yolculuğu daha "verimli" hale getirebilirler.

Ama şimdi şuna bakalım, bir kadın bakış açısıyla… Her şey bir ilişki kurma meselesi değil mi?

** Dîdâr ve Empati: Tanrı ile Derin Bir İlişki

Kadınlar için dîdâr biraz daha farklı olabilir. Bunun temelinde empati ve ilişki kurma yatıyor. Kadınlar, bir şeyin derinliğine inmek, anlamak, hissetmek ve bağ kurmak için daha çok "birlikte olma"yı tercih ederler. Dolayısıyla, tasavvuf açısından dîdâr, Tanrı ile bir ilişki kurmak ve bu ilişkiyi sürekli olarak yeniden inşa etmek anlamına gelir. “Dîdâr”a ulaşmak, bir bakıma, Tanrı’yla duygusal bir bağ kurmaktır. Bir kadın bu süreçte, Tanrı’yı "görmek"ten çok, Tanrı’yla "konuşmayı" ve "bir arada olmayı" ister. Biraz mistik ve duygusal değil mi? Ama işte bu da tasavvufun özüdür!

Düşünsenize, bir kadın Tanrı’yla karşılaştığında, nasıl bir duygu olurdu? Bununla ilgili çoğu tasavvufî metinde, Tanrı'nın sevgisi, bir annenin çocuğuna duyduğu sevgiyle karşılaştırılır. Bu, kadınların ilişki odaklı bakış açısının yansımasıdır. Kadınlar için dîdâr, Tanrı’yla bir bütün olma, onun sevgisini hissetme ve onunla etkileşimde bulunma sürecidir.

** Dîdâr'a Giden Yolda İki Farklı Bakış Açısı

Biri yol alırken diğerinin içsel bir dönüşüm yaşaması meselesi. Erkekler, dîdârı bir hedef olarak görür, sanki onu elde edebilecekmiş gibi, sonuç odaklı bir yaklaşım sergilerler. Kadınlar ise dîdârı bir süreç olarak kabul ederler. Bu, Tanrı ile birlikte bir yolculuğa çıkmak ve bu yolculukta her anı yaşamak, her anı Tanrı ile "paylaşmak" anlamına gelir.

Bu iki yaklaşım, birbirini tamamlar. Bir yolculukta hedefin ne olduğu kadar, yolda geçirdiğiniz anlar da çok önemlidir. Dîdâr, bir noktada bir "buluşma" olabilir, ama aslında o yolculuğun kendisi de çok önemli. Erkekler hedefi belirler, kadınlar ise o hedefe varırken yolun her anında Tanrı ile olan ilişkilerini derinleştirirler.

** Dîdâr'da Buluşalım!

Dîdâr, her iki bakış açısının bir arada var olduğu bir yer olabilir. Erkeklerin stratejik hedefi ve kadınların empatik yolculuğu birleştiğinde, aslında dîdâr bir "deneyim" olmaktan çok, bir "varlık" haline gelir. Çünkü birinin yolu sürekli bir keşif, diğerinin ise sürekli bir inşa sürecidir.

Görüşlerinizi paylaşmak isterseniz, sizce dîdâr sadece bir arayış mı, yoksa bir anlam arayışı mıdır? Erkeklerin stratejik yaklaşımı, kadının içsel yolculuğunu tamamlar mı? Yoksa iki yaklaşım da farklı seviyelerde mi var olur?

Yorumlarınızı bekliyorum!