Cüzi la yetecezza kimin ?

Huri

Global Mod
Global Mod
Cüzi La Yetecezza: Bir Aşkın ve Kaybın Hikâyesi

Herkese merhaba, bugünkü yazımda, belki de çoğumuzun zihninde yer etmiş ama üzerinde fazla konuşulmamış bir konuya değinmek istiyorum. “Cüzi la yetecezza”... Herkesin hayatında en az bir kez duyduğu bir sözcük, bazılarımız için anlamını tam olarak kavrayamadığımız bir kavram. Fakat içinde, hayatın bize sunduğu en büyük derslerden birini barındıran bir söz. Bugün bu cümle ile ilgili bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum. Hikâye, kayıplarla başlıyor, ama belki de hepimizin görmek istediği bir anlamla sona eriyor.

1. Hikâyenin Başlangıcı: Aşkın İlk Hallerinde

Bir yaz günüydü. Elif, her zaman gülen, hayat dolu, neşeli bir kadındı. İnsanlar onun etrafında dururken, bir şekilde dünyadan kopup, sadece onun ışığına odaklanırlardı. Elif’in hayatındaki en değerli şey, 10 yıllık sevgilisi Kemal’dı. Kemal, her şeyden önce sorumluluk sahibi, sessiz ama derin bir adamdı. Onun dünyasında her şey planlıydı. Bir sorunu çözmek için ne yapması gerektiğini bilirdi. Kemal, her zaman işin mantıklı, stratejik tarafına odaklanır, duygusal yönlerini ise bazen göz ardı ederdi.

Ancak bir gün, Elif ve Kemal’in hayatına çok derin, beklenmedik bir sarsıntı girdi. Elif, bir sabah kendisini bir boşluğun içinde buldu. “Cüzi la yetecezza,” dedi içinden. Çünkü bu kelime, hem anlamını hem de hayatındaki boşluğu birdenbire fark etmesini sağladı. Ve işte burada, bu hikâyenin duygusal kısmı başlıyordu.

Kemal, her zaman olduğu gibi bir çözüm arayışına girdi. Ona göre her şeyin bir yolu vardı; bu durumu da çözebilirlerdi. Ama Elif’in içinde olduğu boşluğu, Kemal’in gözlerinde çözüm arayışı anlamıyordu. Elif’in sorusu ise çok basitti: “Ama ya kalp?”

2. Erkek Perspektifi: Çözüm Arayışı ve Mantıklı Yaklaşım

Kemal, her zaman çözüm odaklıydı. Her ne kadar bu kadar büyük bir boşluk içinde olsalar da, sorunları mantık çerçevesinde çözebileceğini düşünüyordu. İlk başlarda, Elif’in duygusal boşluğunun geçici olduğunu, zamanla geçeceğini umdu. Ona göre her ilişki zaman zaman inişler ve çıkışlar yaşar, ama bunlar aşılabilir. Hayat bir düzene girebilir, Elif de eski haline dönebilirdi. Ama bir şeyler eksikti, her şey planladığı gibi gitmiyordu.

Kemal’in yaklaşımı, çözüm bulmaya odaklanmıştı, ama Elif’in bu süreçte aradığı şey sadece bir çözüm değildi. O, bağ kurmayı, sevgiye dair bir şeyler hissetmeyi ve içinde kaybolmuş olan kimliğini yeniden bulmayı istiyordu. Kemal, mantıklı ve stratejik olmanın, bazen duygusal bağları anlamaktan daha önemli olduğunu düşündü. Ama her çözümde, bir şeyin eksik kaldığını fark etti: Elif’in kalbi ve onun duygusal ihtiyacı.

3. Kadın Perspektifi: Empati ve Bağ Kurma İhtiyacı

Elif, daha derin bir yerde başka bir şey arıyordu. Kemal’in gözlerinde sürekli çözüm arayışı vardı, ama Elif’in kalbinde farklı bir ihtiyaç vardı: Anlaşılmak, dinlenmek ve kabul edilmek. Bu noktada kadın bakış açısının devreye girdiğini söylemek gerekir. Kadınlar, genellikle duygusal bağları güçlendiren, ilişkiye empatik ve derin bir yön katmaya çalışan bir anlayışa sahiptir. Elif, hayatında “sadece çözüm” arayan Kemal’in bakış açısının ötesinde bir şeyler görüyordu.

Kemal'in yaptığı her şey doğruydu ama ona göre çözülmesi gereken bir “sorun” vardı. Ancak Elif, bu sorunun duygusal bir bağın kaybolmasından doğduğunu biliyordu. Onun için sorun sadece bir çözümle düzeltilebilecek bir şey değildi; kalpte, duygularda, güven duygusunda bir boşluk vardı.

Kemal’in mantıklı yaklaşımına karşılık Elif, insanları sadece mantıklı yönlerinden değil, duygusal olarak da anlamamız gerektiğini savundu. Bir insanın kalbi, zaman zaman mantığın ötesinde duygusal bir yatakla işlenmeliydi.

4. Boşluk ve Kayıp: Cüzi La Yetecezza

Elif, içindeki boşluğu hissettiği her an, bir şeylerin eksik olduğunu fark etti. “Cüzi la yetecezza,” dedi, çünkü bu kelime, kaybolan bir şeyin derin anlamını anlatıyordu. “Cüzi” kelimesi, hemen hemen hiç anlamına geliyordu, ama içindeki “yetecezza” kelimesi, nihayetinde kaybolan bir şeyin arayışında olunduğunu, bir şeye yetmediğini anlatıyordu. Bu eksiklik, her şeyin tam olacağı anı bekliyordu, ama beklemek zor bir süreçti. Elif, Kemal’in duygusal anlamda kendisini anlamadığını düşündü ve bu kayıp, adeta bir yara haline geldi.

Kemal’in çözüm arayışı onu bir noktada yalnızlaştırmıştı. Çünkü bazen hayatın eksiklikleriyle başa çıkabilmek, sadece mantıklı bir çözümle olmazdı. İçsel bir farkındalık ve birbirini anlamak gerekiyordu. Kemal, belki de ilk kez, sadece “çözüm” değil, “yanında olma” ihtiyacının da ne kadar değerli olduğunu fark etti.

5. Hikâyenin Sonu: Farkındalık ve Yeniden Başlamak

Zamanla, Kemal ve Elif birbirlerine yeniden yaklaşmaya başladılar. Ancak bu sefer, sorunları çözmek yerine birbirlerine daha fazla empati göstermeye başladılar. Kemal, stratejik düşünmenin yanında, Elif’in duygusal ihtiyaçlarını anlamaya çalıştı. Elif de, Kemal’in çözüm arayışını bir araç olarak kullanmayı, ama onu duygusal bağlar kurmanın bir yolu olarak görmeyi öğrendi.

Hikâyenin sonunda, belki de hiç düşünmediğimiz kadar basit bir gerçeği öğrendiler: Bazen çözüm, sadece yanında olmak ve birbirini anlamaktan geçer. Bu da Elif ve Kemal’in fark ettiği en önemli şeydi. Belki de kaybolan şey “cüzi la yetecezza”ydı, ama geriye kalan şey, birbirlerine olan derin bağlılıklarıydı.

Sizler de böyle bir kayıp yaşadınız mı? Hikâyenizde çözüm ve empatiyi nasıl dengelediniz? Yorumlarınızı duymak isterim, birlikte konuşalım!