Yildiz
New member
Fakat hikâyedeki Mehmet Usta'nın karakteri belirgindi.
O, sorun çıktığında hemen alternatif üreten biriydi.
Et az geldiyse menüyü değiştiriyor, misafir sayısı artmışsa porsiyon hesabını yeniden yapıyor, yağın yetmeyeceğini fark ederse başka bir pişirme yöntemi öneriyordu.
Derya'nın defterdeki kadın karakterlerden biri olan Fatma Hanım hakkında yaptığı yorum ise farklıydı.
Fatma Hanım'ın notlarında sürekli insanlar vardı.
“Ali Bey tuzlu sevmez.”
“Komşunun çocuğu baharatlı yiyemez.”
“Yaşlı Ayşe Hanım için çorba ayrılacak.”
“Misafirlerden biri oruçludur.”
Derya:
“Bak, burada başka bir zekâ türü var.”
Murat:
“İlişkileri takip etmek.”
“Evet. İnsanları hesaba katmak.”
Ve ikisi aynı anda şunu fark etti:
Aslında iki yaklaşım birbirinin karşıtı değildi.
Biri problemi çözüyordu.
Diğeri problemin insanlara nasıl dokunacağını hesaba katıyordu.
En iyi sonuç ise ikisi birleştiğinde ortaya çıkıyordu.
5. Bölüm: “Nefis” ile “Leziz” Arasındaki Küçük Fark
Murat sonunda asıl soruya geri döndü:
“Peki eski dilde lezzetli ne demek?”
Bu kez cevabı tek kelimeye indirgemek istemedi.
En doğrudan karşılıklardan biri “leziz”di.
“Leziz” kelimesi bugün de anlaşılabilecek biçimde, tadı güzel ve hoş olan yiyecekler için kullanılabiliyor. Türk Dil Kurumunun sözlük kayıtlarında da “leziz” kullanımı “lezzetli” anlam alanıyla ilişkilendiriliyor.
Ama bunun yanında “nefis” de önemliydi.
Bir yiyeceğin “nefis” olması, onun yalnızca yenilebilir veya hoş tatlı olması değil, üstün derecede beğenilmesi anlamını taşıyabiliyordu.
“Enfes” ise daha kuvvetli bir övgüydü. Bugünkü sözlük anlamıyla “çok güzel, en güzel, çok nefis” şeklinde açıklanıyor.
Murat listeyi yazdı:
“Lezzetli → leziz.”
“Çok güzel, üstün derecede lezzetli → nefis.”
“Çok nefis, olağanüstü güzel → enfes.”
“Hoş, ince, zarif, güzel → latif.”
Derya ekledi:
“Bir de ‘hoş’ var. Ama o daha geniş.”
Murat:
“Yani eski bir metinde ‘lezzetli’ gördüğümüz yere otomatik olarak tek bir kelime koymak doğru değil.”
“Kesinlikle.”
İşte araştırmanın en güzel tarafı buydu.
Bir kelimenin geçmişteki karşılığını bulmak, sözlükte eş anlamlı bir sözcük bulup yerine koymaktan ibaret değildi.
Kelimenin cümledeki görevine, dönemin diline ve anlatılmak istenen duyguya bakmak gerekiyordu.
6. Bölüm: O Gece Sofrada Ne Konuşuldu?
Akşam Murat ve Derya, eski defterde bulunan tarife benzer bir helva yapmaya karar verdiler.
Murat malzemeleri ölçtü.
Derya ise sofraya gelecek insanları düşündü.
“Şeker fazla olmasın,” dedi.
“Neden?”
“Annem çok tatlı sevmiyor.”
Murat güldü.
“Sen de Fatma Hanım gibisin.”
Derya:
“Sen de Mehmet Usta.”
“Ben stratejik miyim yani?”
“Sen şu anda helvanın kıvamını kurtarmaya çalışıyorsun.”
Murat kaşığı tencereye daldırdı.
“Bu stratejidir.”
İkisi güldü.
Bir süre sonra helva hazır oldu.
Derya ilk lokmayı aldı.
Gözlerini kapattı.
“Leziz.”
Murat:
“Başka?”
Derya düşündü.
“Nefis.”
“Başka?”
“Şimdi abartma.”
Murat güldü.
“Deftere ‘latif’ yazsak?”
Derya başını salladı.
“Bence yaz.”
Murat eski defterin son sayfasına şunu ekledi:
“Bu helvâ lezîzdir; lakin asıl lezzeti, beraber yenmesindedir.”
Derya bunu okuyunca bir süre sessiz kaldı.
Sonra:
“Bence dedemin bütün defterini anlamanın anahtarı bu olabilir.”
7. Bölüm: Bir Kelime Neden Bu Kadar Önemli?
O gece düşündüm; evet, burada “ben” diye anlatılan araştırmacının hikâyesi de aslında benim zihnimde kelimelerin izini sürerken oluşan bir kurgu.
Fakat hikâyenin gerçek tarafı şu:
Dil, yalnızca iletişim aracı değil.
Bir toplumun neyi değerli bulduğunu da gösteriyor.
“Leziz” dediğimizde tadı öne çıkarıyoruz.
“Nefis” dediğimizde beğeninin derecesini artırıyoruz.
“Enfes” dediğimizde övgüyü daha da yükseltiyoruz.
“Latif” dediğimizde ise bağlama göre tadın ötesine geçip hoşluk, incelik ve zarafet alanına yaklaşabiliyoruz.
Bu yüzden eski metinlerdeki yemek ifadelerini bugünkü kelimelerle bire bir çevirmek bazen metnin ruhunu eksiltebilir.
Üstelik “eski dil” ifadesini kullanırken de dikkatli olmak gerekiyor. Osmanlı Türkçesi, tek ve değişmez bir “eski dil” değildi. Yüzyıllar boyunca değişen, farklı sosyal çevrelerde farklı biçimlerde kullanılan tarihî bir Türkçe yazı diliydi. Nitekim Türk Dil Kurumunun köken ve kaynak çalışmalarında Osmanlıca sözlüklerin yanı sıra farklı tarihî kaynaklar ayrı ayrı ele alınıyor.
Bu nedenle 16. yüzyıldaki bir metinle 19. yüzyılın sonlarındaki bir metni aynı kelime dünyasına sahipmiş gibi değerlendirmek doğru olmaz.
Kelime değişir.
Anlam değişir.
İnsanların kelimelerle kurduğu duygu ilişkisi de değişir.
8. Bölüm: Son Lokma
Ertesi sabah Murat defteri kapattı.
Fakat aklında tek bir soru vardı:
“Biz bugün bir yemeğe ‘lezzetli’ dediğimizde gerçekten sadece tadından mı söz ediyoruz?”
Belki hayır.
Bir arkadaşımızın yaptığı yemeğe “lezzetli olmuş” derken emeğini de takdir ediyoruz.
Annemizin yaptığı yemeği överken çocukluğumuzu hatırlıyoruz.
Bir lokantada “çok lezzetliydi” derken bazen yemeğin yanında geçen güzel akşamı da anlatıyoruz.
Yani kelime, tıpkı eski defterde olduğu gibi, yemeğin kendisinden daha büyük bir hikâyenin parçası oluyor.
Belki de “leziz” kelimesinin güzelliği burada.
Kısa.
Net.
Ama arkasında yüzyılların dili var.
Eğer eski bir metinde “leziz” kelimesiyle karşılaşırsanız bunu doğrudan “lezzetli” diye çevirebilirsiniz. “Nefis”, “enfes” veya “latif” gibi kelimelerle karşılaştığınızda ise bağlama bakmak daha doğru olur.
Çünkü bazen bir kelimenin sözlükteki karşılığı ile metindeki gerçek anlamı arasında küçük ama önemli bir mesafe bulunur.
Ve belki de dil araştırmanın en güzel tarafı budur:
Bir kelimenin peşinden gidersiniz, karşınıza bir tarif çıkar.
Tarifin peşinden gidersiniz, bir mutfak çıkar.
Mutfağın peşinden gidersiniz, bir aile çıkar.
Ailenin peşinden gidersiniz, koskoca bir toplumun izlerine rastlarsınız.
Sonunda dönüp baktığınızda, başlangıçta yalnızca “eski dilde lezzetli ne demek?” diye sorduğunuzu hatırlarsınız.
Cevap ise tek kelime değildir.
Leziz. Nefis. Enfes. Latif.
Ve bazen, bunların hepsinden önce gelen şey:
Birlikte yenmiş güzel bir sofradır.
Peki siz eski metinlerde “leziz”, “nefis”, “enfes” veya “latif” kelimelerinden birine rastladınız mı? Sizce bugün “çok lezzetli” dediğimiz bir yemeği eski Türkçe üslubuyla anlatmak gerekse hangi kelime en güzel karşılığı verir?
Kaynak bağlantılarını metne yeniden ekleyin
Cinsiyet vurgusunu karakterlere dağıtın
O, sorun çıktığında hemen alternatif üreten biriydi.
Et az geldiyse menüyü değiştiriyor, misafir sayısı artmışsa porsiyon hesabını yeniden yapıyor, yağın yetmeyeceğini fark ederse başka bir pişirme yöntemi öneriyordu.
Derya'nın defterdeki kadın karakterlerden biri olan Fatma Hanım hakkında yaptığı yorum ise farklıydı.
Fatma Hanım'ın notlarında sürekli insanlar vardı.
“Ali Bey tuzlu sevmez.”
“Komşunun çocuğu baharatlı yiyemez.”
“Yaşlı Ayşe Hanım için çorba ayrılacak.”
“Misafirlerden biri oruçludur.”
Derya:
“Bak, burada başka bir zekâ türü var.”
Murat:
“İlişkileri takip etmek.”
“Evet. İnsanları hesaba katmak.”
Ve ikisi aynı anda şunu fark etti:
Aslında iki yaklaşım birbirinin karşıtı değildi.
Biri problemi çözüyordu.
Diğeri problemin insanlara nasıl dokunacağını hesaba katıyordu.
En iyi sonuç ise ikisi birleştiğinde ortaya çıkıyordu.
5. Bölüm: “Nefis” ile “Leziz” Arasındaki Küçük Fark
Murat sonunda asıl soruya geri döndü:
“Peki eski dilde lezzetli ne demek?”
Bu kez cevabı tek kelimeye indirgemek istemedi.
En doğrudan karşılıklardan biri “leziz”di.
“Leziz” kelimesi bugün de anlaşılabilecek biçimde, tadı güzel ve hoş olan yiyecekler için kullanılabiliyor. Türk Dil Kurumunun sözlük kayıtlarında da “leziz” kullanımı “lezzetli” anlam alanıyla ilişkilendiriliyor.
Ama bunun yanında “nefis” de önemliydi.
Bir yiyeceğin “nefis” olması, onun yalnızca yenilebilir veya hoş tatlı olması değil, üstün derecede beğenilmesi anlamını taşıyabiliyordu.
“Enfes” ise daha kuvvetli bir övgüydü. Bugünkü sözlük anlamıyla “çok güzel, en güzel, çok nefis” şeklinde açıklanıyor.
Murat listeyi yazdı:
“Lezzetli → leziz.”
“Çok güzel, üstün derecede lezzetli → nefis.”
“Çok nefis, olağanüstü güzel → enfes.”
“Hoş, ince, zarif, güzel → latif.”
Derya ekledi:
“Bir de ‘hoş’ var. Ama o daha geniş.”
Murat:
“Yani eski bir metinde ‘lezzetli’ gördüğümüz yere otomatik olarak tek bir kelime koymak doğru değil.”
“Kesinlikle.”
İşte araştırmanın en güzel tarafı buydu.
Bir kelimenin geçmişteki karşılığını bulmak, sözlükte eş anlamlı bir sözcük bulup yerine koymaktan ibaret değildi.
Kelimenin cümledeki görevine, dönemin diline ve anlatılmak istenen duyguya bakmak gerekiyordu.
6. Bölüm: O Gece Sofrada Ne Konuşuldu?
Akşam Murat ve Derya, eski defterde bulunan tarife benzer bir helva yapmaya karar verdiler.
Murat malzemeleri ölçtü.
Derya ise sofraya gelecek insanları düşündü.
“Şeker fazla olmasın,” dedi.
“Neden?”
“Annem çok tatlı sevmiyor.”
Murat güldü.
“Sen de Fatma Hanım gibisin.”
Derya:
“Sen de Mehmet Usta.”
“Ben stratejik miyim yani?”
“Sen şu anda helvanın kıvamını kurtarmaya çalışıyorsun.”
Murat kaşığı tencereye daldırdı.
“Bu stratejidir.”
İkisi güldü.
Bir süre sonra helva hazır oldu.
Derya ilk lokmayı aldı.
Gözlerini kapattı.
“Leziz.”
Murat:
“Başka?”
Derya düşündü.
“Nefis.”
“Başka?”
“Şimdi abartma.”
Murat güldü.
“Deftere ‘latif’ yazsak?”
Derya başını salladı.
“Bence yaz.”
Murat eski defterin son sayfasına şunu ekledi:
“Bu helvâ lezîzdir; lakin asıl lezzeti, beraber yenmesindedir.”
Derya bunu okuyunca bir süre sessiz kaldı.
Sonra:
“Bence dedemin bütün defterini anlamanın anahtarı bu olabilir.”
7. Bölüm: Bir Kelime Neden Bu Kadar Önemli?
O gece düşündüm; evet, burada “ben” diye anlatılan araştırmacının hikâyesi de aslında benim zihnimde kelimelerin izini sürerken oluşan bir kurgu.
Fakat hikâyenin gerçek tarafı şu:
Dil, yalnızca iletişim aracı değil.
Bir toplumun neyi değerli bulduğunu da gösteriyor.
“Leziz” dediğimizde tadı öne çıkarıyoruz.
“Nefis” dediğimizde beğeninin derecesini artırıyoruz.
“Enfes” dediğimizde övgüyü daha da yükseltiyoruz.
“Latif” dediğimizde ise bağlama göre tadın ötesine geçip hoşluk, incelik ve zarafet alanına yaklaşabiliyoruz.
Bu yüzden eski metinlerdeki yemek ifadelerini bugünkü kelimelerle bire bir çevirmek bazen metnin ruhunu eksiltebilir.
Üstelik “eski dil” ifadesini kullanırken de dikkatli olmak gerekiyor. Osmanlı Türkçesi, tek ve değişmez bir “eski dil” değildi. Yüzyıllar boyunca değişen, farklı sosyal çevrelerde farklı biçimlerde kullanılan tarihî bir Türkçe yazı diliydi. Nitekim Türk Dil Kurumunun köken ve kaynak çalışmalarında Osmanlıca sözlüklerin yanı sıra farklı tarihî kaynaklar ayrı ayrı ele alınıyor.
Bu nedenle 16. yüzyıldaki bir metinle 19. yüzyılın sonlarındaki bir metni aynı kelime dünyasına sahipmiş gibi değerlendirmek doğru olmaz.
Kelime değişir.
Anlam değişir.
İnsanların kelimelerle kurduğu duygu ilişkisi de değişir.
8. Bölüm: Son Lokma
Ertesi sabah Murat defteri kapattı.
Fakat aklında tek bir soru vardı:
“Biz bugün bir yemeğe ‘lezzetli’ dediğimizde gerçekten sadece tadından mı söz ediyoruz?”
Belki hayır.
Bir arkadaşımızın yaptığı yemeğe “lezzetli olmuş” derken emeğini de takdir ediyoruz.
Annemizin yaptığı yemeği överken çocukluğumuzu hatırlıyoruz.
Bir lokantada “çok lezzetliydi” derken bazen yemeğin yanında geçen güzel akşamı da anlatıyoruz.
Yani kelime, tıpkı eski defterde olduğu gibi, yemeğin kendisinden daha büyük bir hikâyenin parçası oluyor.
Belki de “leziz” kelimesinin güzelliği burada.
Kısa.
Net.
Ama arkasında yüzyılların dili var.
Eğer eski bir metinde “leziz” kelimesiyle karşılaşırsanız bunu doğrudan “lezzetli” diye çevirebilirsiniz. “Nefis”, “enfes” veya “latif” gibi kelimelerle karşılaştığınızda ise bağlama bakmak daha doğru olur.
Çünkü bazen bir kelimenin sözlükteki karşılığı ile metindeki gerçek anlamı arasında küçük ama önemli bir mesafe bulunur.
Ve belki de dil araştırmanın en güzel tarafı budur:
Bir kelimenin peşinden gidersiniz, karşınıza bir tarif çıkar.
Tarifin peşinden gidersiniz, bir mutfak çıkar.
Mutfağın peşinden gidersiniz, bir aile çıkar.
Ailenin peşinden gidersiniz, koskoca bir toplumun izlerine rastlarsınız.
Sonunda dönüp baktığınızda, başlangıçta yalnızca “eski dilde lezzetli ne demek?” diye sorduğunuzu hatırlarsınız.
Cevap ise tek kelime değildir.
Leziz. Nefis. Enfes. Latif.
Ve bazen, bunların hepsinden önce gelen şey:
Birlikte yenmiş güzel bir sofradır.
Peki siz eski metinlerde “leziz”, “nefis”, “enfes” veya “latif” kelimelerinden birine rastladınız mı? Sizce bugün “çok lezzetli” dediğimiz bir yemeği eski Türkçe üslubuyla anlatmak gerekse hangi kelime en güzel karşılığı verir?
Kaynak bağlantılarını metne yeniden ekleyin
Cinsiyet vurgusunu karakterlere dağıtın